Ana içeriğe atla

Bankacılığın Tarihçesi

1. Banka Nedir? 

Banka kelimesi İtalyanca “Banco” kelimesinden Türkçeye Banka olarak yerleşmiştir. Masa, tezgah anlamına gelmektedir. Hala günümüzde banka şubelerinde yapılan işlemlerde önünde durulan masaya banko denilmektedir. Bankalar: Gerçek ve tüzel kişilerin tasarruflarını toplayıp bunları gelir getirici faaliyetlere yönlendirerek faaliyetlerini sürdürmektedir. Nedir bu gelir getirici faaliyetler: -havale-eft-kredi-çek-senet-para tahsilatı-emanet-kasa kiralama-ödemeler… En önemli gelir kalemi ise faizdir ancak günümüzde faiz dışı gelirlerde en az faiz geliri kadar önemli durumdadır. Bankalar fon fazlası olanlardan topladıkları fonları fon eksiği olanlara aktarırlar.


alt metin
Şekil 1: Mahfi Eğilmez-Ekonomik Büyümenin İşleyiş Mekanizması

Yine bankalar küçük yatırımları bir araya getirerek büyük kredi ve sermaye hareketlerinin oluşmasına yardımcı olmaktadır. 



2. Bankacılığın Tarihi 

Paranın ve bankacılığın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanların bir arada yaşamaya başlaması ile birlikte ihtiyaçların karşılanması için paraya ihtiyaç duyulmuştur. 

2.1. Faiz 

Faiz, parasal ekonomiden de tek tanrılı dinlerden de çok daha önce ortaya çıktı. Antik dünyada çiftçiler başta buğday, arpa olmak üzere ürettikleri tarımsal ürünlerin eşkıyalar ya da hükümdarlar tarafından el konulmasından bıkmış usanmışlardı. Bu ürünleri çuvallara koyup tapınaklara emanet etmeye başladılar. Mallarını, ihtiyaç oluncaya kadar tapınaklara emanet etmelerinin onlara iki önemli avantajı oluyordu: (1) Tapınaklar tanrıların evi olarak kabul edilip kutsal sayıldığı için kimse içeri zorla girip bu mallara el koyamıyordu. (2) Tapınaklarda görevli rahipler dönemin en iyi yetişmiş, okuma yazma ve ölçü, hesap bilen Dr. Mehmet UÇAR tarafından tarafından hazırlanan ders notudur. Para ile Satılamaz, çoğaltılamaz, paylaşılamaz. kişileri olduğu için tapınağa getirilen tahılları tartıyor, ölçüyor ve kayda geçiyorlardı. Böylece tapınağa teslim edilen malın aynen geri alınmasında hiçbir tartışmaya yer kalmıyordu. Din görevlilerinin herhangi bir bedel talep etmeksizin korumaya aldıkları bu mallar tapınaklarda fazlaca yer işgal etmeye başlayınca zaman içinde bu koruma karşılığında bir bedel alınır oldu. Bir süre sonra henüz mahsul almamış olup da bu tahıllara bir süreliğine ihtiyacı olanlar bu tahılları kendi mahsullerini aldıklarında iade etmek kaydıyla ödünç istemeye başladılar. Başlangıçta sadece güvene dayalı ve bedelsiz yapılan bu ödünç verme işi sonraları tapınakların harcamalarına katkı sağlaması amacıyla belirli bir bedel alınarak yapılmaya başlandı. Mesela bir çiftçi tarafından o dönemde ihtiyaç fazlası olduğu için tapınağa 6 aylığına 5 mina buğday karşılığı koruma bedeliyle emanet bırakılmış 100 mina (yaklaşık 50 kg) buğdayı din görevlileri ihtiyacı olana 6 ay süreyle emanet olarak veriyor ve 6 ay sonra geri getirdiğinde 120 mina (60 kg) olarak vermesi isteniyordu. Bütün bu işlemler tapınaktaki din görevlileri tarafından ayrıntılı biçimde kayıt altına alınıyor ve herhangi bir karışıklığa yol açılmadan yürütülüyordu. Kolayca anlaşılacağı gibi muhafaza bedeli olarak alınan 5 mina hariç ödünç alınan ile geri ödenen arasındaki 15 mina buğday (yüzde 15) bugünkü anlamda faizdi. Bugünkü parasal faizden tek farkı mal ile (ayni olarak) uygulanan faiz biçimindeydi. Böylece tapınaklar düşük bir bedelle korumaya aldıkları tahılları daha yüksek bir bedelle ödünç vermeye başlayınca yüzyıllarca, Anadolu ve Mezopotamya’da dinsel görevlerinin yanı sıra bankacılık işlerini yaparak, ihtiyaç sahiplerine faiz karşılığı borç veriyorlardı. Tapınaklarda başlayan bu işlemlerin iyi kazanç getirdiğini gören bazı kişiler, korumalı silolar inşa ederek aynı hizmeti daha düşük bedelle vermeye başladılar. Bir başka deyişle tefecilik aslında yüksek faiz değil düşük faiz isteyerek başlamış ve sonra tersine dönmüş görünüyor. Bir süre sonra çiftçilerin hepsi daha düşük muhafaza bedeliyle aynı hizmeti sunan tefecileri tercih etmeye başlayınca din görevlileri faizin iyi bir şey olmadığını ve yasaklanması gerektiğini dile getirdiler ve yasaklanması için hükümdarlara baskı yaptılar. Bu baskılar riskleri yükselttiği için tefecilerin faizleri artırmasıyla sonuçlandı ve başlangıçta faizi düşürerek piyasayı elde eden tefeciler yüksek faizle iş yapan kişilere dönüştü.


Kaynak: Nevşehir Üniversitesi


Yorumlar

Arşivleme

Bu blogdaki popüler yayınlar